YANIK ŞEHİR HADES

YANIK ŞEHİR HADES

Prof. Dr. Said Öztürk’ün Siyasi ve Sosyo-Ekonomik Gelişimi İçerisinde Kadim bir Anadolu Şehri Hades adlı eserinden alinti yapilmistir.

 Göynük Kalesi ya da Hades Kalesi.

Şimdiki adıyla Bozlar, eski adıyla Saray’ın, dillere destan Hades şehrinin merkezi konumunda bulunduğu düşünülmektedir. Şimdiki Bozlar Belediyesinin arka tarafında kalan ve çok geniş bir araziyi kapsayan sur duvarları da bunu doğrulamaktadır. Kasabada, şarap saklamak için kullanılan küplerin bulunması ve kasabanın etrafında su kemerlerine rastlanması buranın eski bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlar niteliktedir. Hades şehri Osmanlı topraklarına katılana kadar Anadolu coğrafyasındaki en işlek ticaret yollarının kesiştiği noktaydı. Sınıra yakın olması hasebiyle kervanların tercih ettiği bir yoldu. Fakat Hades, Osmanlı topraklarına katılınca, sınırları geniş bir Osmanlı Devleti içinde sınıra yakın olmaktan çıktı. Zamanla da önemini yitirdi. Şehir, Osmanlı topraklarına kadar stratejik konumundan dolayı defalarca istila edildi yakıldı. Bu yüzden de diğer adı Yanık yani Göynük olarak anılmaya başladı.

Yunanlılarca “Adata”, “Adatta” ismi ile tanınan Göynük; Osmanlı öncesi kaynaklarda “el- Hades”, “Hades”, “el- Hades’ül-Hamra”, “Göynük”, “el- Mehdiyye”, “el- Muhammediyye” olarak yer almaktadır. Bunlardan “el- Mehdiyye” ve “el- Muhammediye” adları fazla tutunamamış, dolayısıyla el- Hades, Hades isimleri kullanılmıştır. Osmanlı kayıtlarında da “Göynük” adı kullanılagelmiş, günümüzde de bu isimle anılmaya devam etmektedir.

Göynük isminin verilmesinde bir rivayet şöyledir: Çukurova’daki Ermeni krallarından Konstantin, 1258’de şehri alıp yakmış, sonra da Müslüman beldelere zarar vermek için şehri yeniden imar etmiş. Konstantin, şehri zapt etmekle Anadolu ile Suriye arasında bağlantı kuran yolu denetimine almış bulunuyordu. Tüccarlardan elde ettiği gümrük vergisi ile de mühim bir gelir elde ediyordu. Bu nedenle Memlük Sultanı Baybars, 671 yılında Halep askerini göndererek, şehri tamamen tahrip etmiş, yaktırıp yıktırmıştır. Şehir o zamandan beri Göynük, yani Yanık adıyla anılmıştır.

Göynük, diğer adıyla Hades, sınırda bulunması dolayısıyla Araplarla Bizanslar arasında geçen savaşlarda adına devamlı bir şekilde rastlanmaktadır. Konum olarak, doğudan batıya, güneyden kuzeye giden yolların kavşak noktası denebilecek bir mevkide idi. Özellikle kuzeyden gelen, sarp ve geçitlerle dolu, bir yolun çıkış yerinde bulunuyordu. Hades (Göynük), günümüzde idari yapı olarak Caglayancerit  ilçesine bağlı bir köydür. İlçenin Kuzeydoğu istikametinde ve arkasını Toros dağı silsilesinin doğu uzantılarından olan dağa rastlamış olup; önünde münbit ve geniş ova ve göl bulan bir coğrafi konuma sahiptir.

Tarihi kaynakların verdiği bilgiler çerçevesinde günümüzde Göynük adı ile anılan köyün tarihi Hades şehrinin merkezi olmadığı anlaşılmaktadır. Şehrin kalıntıları da göz önünde bulundurulursa Tarihi Hades şehrinin yerinin eski adı “Saray” yeni adı Bozlar olan köyün olması muhtemeldir. Saray Köyü tam geçidin başında, Göynük Köyü ise 4-5 km Saray’ın (Bozlar) batısına düşmektedir. Osmanlı Tahrir defterlerinde Olcan, bugün Küçükcerit olarak bilinen ve Saray’ın kuzeyinde bulunan köyün 500 metre kadar doğusundan çıkan Aksu Çayı adı geçen geçitten geçmektedir. Ancak; bugün zaman zaman kalıntılarına da rastlanan şehrin kalesinin Saray Köyü (Bozlar) bulunduğu yerde, ahalinin yaşadığı şehir ise Göynük Köyü ve civarı olması muhtemeldir. Saray, güneybatısında bugünkü Göynük, kuzeybatısında Kuluyan, Mılıyan, Muhacir; doğusunda Abbasiye, Başpınar, İnekli ve Azaplı köyleri; kuzeyinde Küçükcerit köyleri bulunmaktadır. Köyün doğusunda bulunan yerleşim yeri merkezleri Aksu Çayı ile ayrılmaktadır.

Pek çok kez yakılıp yıkılmaya maruz kalan Hadesi’in tarihi oldukça eskilere gider. Hadesi’in İslamiyet’in zuhurundan önce de var olduğu söylenmektedir. Şehrin kalesi daha Hz. Ömer zamanında Iyaz b. Ganm kumandasında bir Arap kıtası tarafından fethedilmiştir. Emeviler, Anadolu’ya yaptıkları akınlarda, Hades yolunu kullanmışlardır. Son Emevi Halifesi Mervan b. Muhammed (774-750) zamanında çıkan iç karışıklıklardan faydalanan Bizanslılar; Hades’e hücum ederek şehri yakıp yıkmışlardır. Abbasi Halifesi el- Mehdi (775-785) zamanında ünlü kumandan Hasan b. Kahtaba’nın tavsiyesi üzerine Hades’in yeniden inşasına girişildi. 779 veya 785-86 senelerinde şehir yeniden kuruldu.  Şehre halifenin adına izafeten el- Mehdiye, el- Muhammediye verildi ise de bu isim tutmadı ve şehir eski adını taşımaya devam etti. Şehre 4000 maaşlı asker yerleştirildi ve Malatya, Sümeysat (Samsat), Simsat, Kisam, Dülük ve Ra’ban denilen yerleşim merkezlerinin ahalisinden de 2000 kişi buraya getirilip yerleştirildi.

Vakidi’nin ifadesine göre; “ Binaların sağlam yapılmaması nedeniyle bu yılda kışın şiddetli geçmesi ve yağmurların da etkisi ile şehrin surları çöktü. Bu esnada Bizanslıların şehre saldırmasıyla asker ve halk dağıldı.” Böylece şehri bir kere daha harabe hale geldi. Şehrin stratejik bakımından önemli bir mevkide bulunması nedeniyle Harun er- Reşit (786-809); Hades’i elinde tutan Bizanslıları şehirden çıkardı. Şehrin yeniden imarına girişti ve askeri garnizon yerleştirdi ve onu hudut eyaletlerinin (Suğur) en önemlilerinden biri haline getirdi.  

Abbasilerin zayıflaması ile ortaya çıkan devletlerden biri de Hamdanoğulları idi. Hamdani hükümdarı Seyfüddevle 944 yılından itibaren Bizanslılar ile savaşa başladı ve Bizans’a akınlarda bulundu. Bunun ilk safhası başarılı geçmedi. Fokos 337 (948-949) yılında Maraş ve Hades’i aldı. Hades’i yeniden tahrip edip yaktı. Bunun üzerine Seyfüddevle 950’de Bizans topraklarına bir sefer düzenledi ise de muvaffak olamadı. Ancak; Seyfüddevle bu yenilgilere direndi. 953 yılında Bizanslılara karşı zafer kazandı. Hades’in yeniden imarı ile bizatihi ilgilendi. Bardas Fokas, yeniden 50000 kişilik bir ordu ile Hades önüne geldi. Seyfüddevle Fokas’ı burada ağır bir hezimete uğrattı. Zaferden sonra Hades’in inşasına devam edildi, 954 Kasımında şehrin inşası tamamlandı. Seyfüddevle’nin zaferleri bu tarihe kadar devam etti. Babası Bardas Fokas’ın yerine Şark Domestikos’u olan Nikefor Fokas kumandasında Bizanslılar yeniden taarruza geçtiler. 957’de Hades’in surlarını yıktırıp, halkını Halep’e gönderdi. Şehir, Bizanslılara teslim oldu. Seyfüddevle ise buna sessiz kaldı. Hades, bu tarihten itibaren Bizanslıların elinde harap bir vaziyette varlığını devam ettirdi. Konya Selçuklu Hükümdarı Mesud 545/1150’de şehri tekrar aldı. Şehir; Selçukluların elinde Sis Ermenilerinde Haysum’un babası Konstantin’in almasına kadar devam etti. Konstantin, Selçukluların Moğol hâkimiyeti altına düşmesini fırsat bilerek 1258’de Hades’i kontrolüne aldı. Konstantin böylece Halep’ten Elbistan’a giden büyük askeri yola hâkim durumdaydı. Anadolu ile Suriye arasında en işlek yolun kilidini eline geçirmiş bulunuyordu. Şehirde üstlenen Ermeniler, tüccar kafilelerini vurmakta, serbest geliş gidişlerine mani olmakta idiler. Bu konuda Sis kralının dikkati çekilmekle birlikte netice alınamayınca Memluk hükümdarı Baybars Halep Emiri Hüsameddin Ayntabi’yi şehri zapta memur etti. 672/1273 yılında şehir alındı. Yakaladıklarını katl ve esir ettiler. Her tarafı baştanbaşa yakıp yıktılar.

Hades, Osmanlılara gelinceye kadar önemini koruyarak, varlığını sürdürmüştür. Dulkadirli idaresinde de Göynük Geçidinin stratejik ehemmiyeti devam etmiş olacak ki Memluk kumandanları ordusunu bu geçitten geçirmek istemişlerdir. Göynük’te bulunan Dulkadirlilere mensup Bişan ailesi emrindeki Dokuz Cemaatine, Memluk Sultanı Ferec’in Halep Valisi olan Korkmaz’ın 1410’larda bir baskın düzenlemesi ile şehrin canlılığını devam ettirdiğini göstermektedir. Kaynaklar şehrin 9. Yüzyılın sonlarında Maraş büyüklüğünde olduğunu belirtmektedirler. Şehrin kalesi, yakınında bulunan “el- Uhaydab” veya “Uhaydib” yani; “Kamburcuk” denilen tepe üzerine kâin idi. Şehrin su şebekesine sahip olduğu bu güne kadar gelmiş kalıntılardan anlaşılmaktadır. Şehirde Süryani Cemaatine ait bir de Piskoposluk bulunduğu kaydedilmektedir. Diğer bir kaynak (Ramsay), Maraş ve Hades’in tek bir Piskoposluğa tabii olduğunu belirtiyor. 10. yüzyıl coğrafyacılarından el- İstahri Hades ile Maraş’ın iki mamur şehir olduğu, her iki şehirde de bol su, geniş ekili arazi ve çok ağaç bulunduğunu bildirir.

Osmanlı Döneminde Göynük

Dulkadirli Beyliğinin Osmanlı idaresine geçip, Osmanlının bir eyaleti olması ile birlikte Göynük’ün eski stratejik ehemmiyetini yitirdiğini söyleyebiliriz. Zira artık Göynük bir hudut şehri (Suğur) değil, Osmanlı Devletinin bir iç bölgesi (Hinterland)’dir. Osmanlı döneminde (16.yüzyıl) Göynük ile ilgili önemli bilgileri, Tapu Tahrir Defteri adı verilen tarihi dokümanlardan elde ediyoruz.

Bilindiği gibi, Osmanlılar yeni fethettikleri yerlerde ilk iş olarak tahrir yaptırmışlardır. Yapılan tahrirle; fethedilen bölgenin nüfus ve arazileri kaydedilerek, hasılat ve vergi gelirlerinin bilinmesi ile tımar sisteminin tesis ve tatbikine geçilerek o ülke veya bölge Osmanlı Devletinin bir livası veya vilayeti haline getirilirdi. Yapılan tahrirler sonucu teşekkül eden tahrir defterleri, bulunduğu dönemin özellikle ait olduğu bölge veya vilayetin iktisadi ve içtimai yapısının aydınlığa kavuşmasında en önemli kaynaklar arasında bulunmaktadır. Dulkadir Beyliği’nin Osmanlı’ya iltihakından sonra bölgede muhtelif tahrirler yapılmıştır. İlk tahririn sonuçları Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 402. No ile kayıtlı defterde yer almaktadır. Maraş bölgesinde ilk tahrir; çeşitli sebeplerle patlak veren bazı isyan hadiseleri nedeni ile beyliğinin iltihakından birkaç sene sonra gerçekleştirebilmiştir. Bu nedenle adı geçen defterin tarihi 1526 veya bu yılı takip eden yıllar olması gerekir. Bu ilk tahrir defterine göre göynük bir nahiye olarak gözükmektedir. Asıl itibari ile Göynük de bir köy olmakla beraber, nahiyeye adını vermiş ve nahiyenin merkezi olmuştur. Defterde Göynüğe bağlı şu köy ve mezralar kayıtlıdır:

  1. Köyler:  Göynük (Nahiye merkezi) , Helete ,İnekli ,Yalangoz ,Armağan , Kaldırım
  2. Mezralar: Sakıp ,Kayapınar ,Olcan , Balgar , Gelünlüce (Çelüklüce) , Meydancık , Sarbanlu

Bu ilk tahrir defterindeki bilgilerle daha sonraki tarihlerde yapılan tahrirdeki bilgileri kıyasladığımızda, bu defterde vergi yükümlülerinin, vergi kalemlerinin ve vergi miktarının daha az olduğu görülmektedir. Yine aynı defterde diğerlerinden  faklı olarak ” adet-i salgun-ı kebir” adı altında “gallat” dan yani buğday ve arpadan alınan öşrün yarısı reayadan alınmıştır. Salgun  terimi; har çeşit avarız vergisini içine almaktadır. Avarız; Osmanlı devletinde başta savaş harcamaları olmak üzere devletin aniden beliren ve büyük masrafları gerektiren bazı kamu hizmetlerini ifa edebilmek için ahaliden tahsil ettiği mutat ve muayyen olmayan vergiye ad olmuştur. Dikkati çeken bir husus  salgun’un bütün köy ve mezralara şamil olmamasıdır. Mesela; Helete köyü ile Gelünlüce (veya Çelüklüce), Meydancık (bugün meydan köyü), Sarbonlu (bugün Savran köyü) mezralarından Salgun vergisi alınmamıştır. Maraş ile ilgili diğer bir tahrir defteri yine Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 998 no ile kayıtlı defterdir. Katalogda ve defterin başında defterin tarihi 929/1523 ve 932/1526 olarak kayıtlı ise de, bu her iki tarihten bir müddet sonra defterin tanzim edildiğini tahmin etmekteyiz. 929/1523’ ün bu defterin tarihi olması mümkün değildir. Çünkü daha 1526 yılında bile bazı isyan hadiseleri bölgede tahririn sağlıklı bir şekilde yapılmasını engellemiştir. Adı geçen defter bir icmal defteridir. Defterde ayrıca, Maraş’ın dışında muhtelif bölgelere ilişkin veriler bulunmaktadır. Maraş’a ait bilgiler defterin sadece belli bir bölümünü kapsamaktadır.

Göynük geçidi; Osmanlıda askeri stratejik önemini kaybetmekle beraber ticaret kervanları bu geçidi kullanmakta devam etmişlerdir. Celebşanlar da  hayvanlarının güneye veya kuzeye naklinde geçitten istifade etmişlerdir. Dolasıyla geçit, bu anlamda eskiden olduğu gibi önemini korumuştur. Öyle ki adı geçen geçitten geçen tüccar ve celebşanlardan alınan verginin yıllık hasılatı 40.000 akçedir. Bu miktar nahiye genelinden devlet namına sipahinin aldığı vergi içerisinde önemli bir orana sahiptir. 

Aksu Çayının kaynağından kireç harçlı moloz taşla örülü 0.80×0.80 metre ölçülerindeki kanallarla su getirildiği halen mevcut olan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Kale, kalıntılardan anlaşıldığına göre, 450×750 m. Boyutunda inşa edilmiştir. Mevcut duvar yüksekliği 4 metre civarındadır. Duvarların kalınlığı 2 metre civarında olup, taşların boyu 30- 120 cm arasında değişmektedir. Halen kale içindeki alanlar ev ve bahçe olarak kullanılmaktadır. 

 

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.